21 Mayıs 2015 Perşembe

VATİKANDAN CEVAP İSTİYORUM

BU YAZI TÜRK ve TÜRKİYE DÜŞMANLARININ; İNKAR ETTİKLERİ BİLİNMEYEN GERÇEKLERİ ANLATMAKTADIR.
Mustafa Mete İSLAM OĞLU
(1)

VE... ERMENİLERİN MASKESİ DÜŞTÜ
BU YAZIYA
 VATİKAN’DAN CEVAP İSTİYORUM
       SOYKIRIM;  Bir milletin % 90 ının öldürülmesine, yok edilmesine denir. Adındanda anlaşılacağı gibi bir milletin soyunun kırılması yok edilmesidir. Eğer toplumlarda etnik gurupların bir milletin iç ve dış güvenliğinde rahatsız olunuyorsa, güvenilmiyor istenmiyor ve belli bölgelere azat ediliyorsa bu SOYKIRIM değil TEHCİR’dir. (uzaklaştırma) dır.   .....
Tehcir  resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunudur.  27 Mayıs 1915'te savaş halindeki devlet yönetimine karşı gelenler için askerî birliklerce tedbir almak maksadıyla çıkarılan kanundur......
Tehcir, Osmanlı Devlet Hukukunda kökenini Kur'an-ı Kerim'den alır ve Haşr Suresi'ne dayandırır. Çağdaş hukuk ve batı hukukunda birebir kavramsal karşılığı yoktur. Yalnızca Osmanlı Hukuk sisteminin, Dünya hukuk literatürüne soktuğu bir kavramdır. Bir kişinin, topluluğun güvenliğini diğerlerine karşı sağlamak üzere bulunduğu ortamdaki olası olumsuzluk ve huzursuzluklardan kurtarmak için devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkması olanaksız yerlerine geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tehcir, sınırdışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir, yani belli bir bölgede yaşamaya mecbur edilir. İşte bu zorunluluk VATİKAN ve ERMENİLERİN HAZMEDEMEDİKLERİ OLAY BUDUR. Bu dönemde bulaşıcı hastalıklardan ölenleri soykırım aldatmacasıyla
Katoliklerin ruhani lideri Papa Francesco, 1915 olaylarının 100. yıldönümü sebebiyle Vatikan'da düzenlediği ayinde, "20. yüzyılın ilk soykırımının Ermenilere yapıldı" diye utanmadan din adamı geçinerek yalan söyledi
Papa, San Pietro Bazilikası'nda yapılan "Ermeni şehitliğinin 100. yılı için kutsal ayin" adlı törenin açılışında Ermeni cemaatine seslendi.
Papa "Son yüzyılda insanlık 3 büyük trajedi yaşamıştır. Bunların ilki, genel olarak 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak görülen ve siz Ermeni halkına karşı yapılmış olandır. Piskoposlar, rahipler, dindarlar, kadınlar, erkekler, yaşlılar ve hatta savunmasız çocuklar ve hastalar bile öldürülmüştür" demekte ve Ermenistan’ın yaygara piyonluğunu yaparak onlara şirin gözükmekte ve ABD nin Türk milleti ve Türkiye üstüne iftra papağanlığını kendine haysiyet saymaktadır.
“ SÖYLEDİĞİ YALANLARDAKİ MESAJ”
Papa, "Bugün, acıdan parçalanmış ama umut dolu kalplerle, atalarınızın zulme maruz kaldığı bu trajik olayın, bu toplu ve delice kıyımın yüzüncü yıldönümünü anıyoruz" diye devam etti.
"Hatırlamak gereklidir, hatta zorunludur" diyen Papa Francesco, "çünkü kötülüğü saklamak ya da inkar etmek, bir yarayı tedavi etmeden kanamaya bırakmaya benzer" ifadeleri ile adeta dünyayı Türk’e düşman etmeye çalışılmakta ve Türkiye halen zor’a sokulmaktadır. Osmanlı Hukuk ve hukuk sistemini kavramadan bu kavramı tam olarak anlamak çok zordur.
“ BU YAZIYA CEVAP VER EY.. VATİKAN ”
Türkiye halen ABD.nin sözcüsü Papa tarafından Obama’nın demedikleri için yine onlar tarafından söyletilmektedir. Yani Türkiye ABD. ve ERMENİSTAN tarafından zor’a sokulmaktadır. Osmanlı Hukuk ve hukuk sistemini kavrayamadıkarı için, uzun soluklu iftiralara devem etmektedirler.
Osmanlı tarihinde en büyük ve önemli tehcir uygulaması sanıldığı gibi Ermenilere değil öncelikle Karamanoğullarından olan Türklere ve Alevi Türkmen boy ve yörüklerinede uygulanmıştır. Türkmen Alevi Dedeşli oymağının tüm Karadeniz sahillerine, Karamanoğulları Türkleri'nin Sudan, Mısır ve İran'a dağıtılarak tehcir edilmesi tarihte dos doğru anlatılmamış ve yalan tarihle bu millet bir asıdır aldatılmıştır.  Ve halende “yalan tarih”i gerçek tarih niyetine okumaktadır. Osmanlı Ermenilere bunu uygulanmıştır. Osmanlının içindeki soysuzların devamı evlet adamı gibi hiç adam olmadığından hepside birbirlerine leke sürmekte milli bir meseleye cevap verememektedirler. çünkü Kaldırılmak istenen günümüz T.C.sinde halen barınmakta ve Türk milletini parçalara ayırmaktadır. Ve başarılıda oldular. Fakat; bu yazıyı dünyanın okuması gerekir.
      1918'de, Erzurum'da Ermenilerin, Türkleri içine doldurarak yaktıkları konak.dile gelsede keşke konuşa bilse binlerce Müslüman Türk yanarak imha edildi. Kapılar kapatılıp her taraf ateşe verildi. Ve bizi orda katledenler Ermenilerdi. Gece yataklarındayken yakılan Müslüman Türklerden, yalan tarihte asla bahsedilmemektedir.
       VATİKAN’A SORUYORUM?
   “Senin iddia ettiğin yalanlara bu gerçekleri neden eklemiyorsun, Türkiye’ye iki günlüğüne gelip gittiğinde sana kimler akıl verdi Sayın PAPA?
     VE..“PAPA’ SINIRLARI AÇIN DİYORDU ”
   Türkiye’ye gelip dönen Ermenistanın dini elçisi  Papa İtalya 'ya dönüş yolunda önemli açıklalar yaptı. Papa , "Benim asıl kalbimde olan, Türkiye - Ermenistan sınırı. Keşke o sınır açılsa, o kadar güzel bir şey olur ki. Demekteydi. Ve... Ben o bölgede, sınırların açılmasını kolaylaştırmayan jeopolitik problemler olduğunu biliyorum, ama bu halklar arasında uzlaşma olması için dua edelim" demişti. Yani hem bir taraftan birleşmesine ön ayak olmakta hemde Vatikana gider gitmez Türkiye aleyhine “SOYKIRIM YALANINI ORTAYA ATMAKTAYDI” Bu nasıl bir mantık.

     Dünya papazlar başı Papa Francesco, Sultanahmet Camii'nde yaptığı dua ile ilgili olarak da "Sultanahmet Camii'ne ben turist olarak geldim diyemezdim. Oradaki o muhteşemlikleri gördüm. Müftü de çok iyi açıklıyordu orada neler olduğunu. Kur'an'dan pasajlar okudu, Meryem Ana'dan bahsetti. O anda dua etmek istedim. Müftüye dua edelim dedim. O da tamam dedi" Demekteydi.  Müftü dediği “ M. Görmez” i kasdetmekte (diyanet başkanı)“Görmez zaten görmez”

    PAPA’NIN MEĞER DERDİ BAŞKAYMIŞ!!!
 Yani Türkiye’yi Ermenistan’a katacak ve Ermenilerin Türkiye’yi istila etmesine aracı olacakmış. Niyet buymuş. Bir taraftan Suriyeliler diğer taraftan İran, Irak, İsrail, Rus, Alman, Araplar vs. derken bir anda ne olduğumuzu bilemeden Türkiye zaten kozmopolit, dahada karıştırılıp yok edilmesini hızlandırma senaryoları üretilerek Ermenilere “BEN YİYEMEDİM SEN YE DENİLECEKMİŞ” ve Arap saçıma dönderilmek istenmektedir.
“  TÜRKİYE’NİN BİLMEDİĞİ”
“UTANMADAN İNKAR ETTİKLERİ OLAYLAR”
         Müslüman-Türk katliamları diğer bilinen adlarıyla Türk Katliamları (Katliamı/Mezalimi), Türklere yapılan katliamlar veya Türk Kırımı, Osmanlı Devleti dağılma döneminde Müslüman ve Türk tebaalarına yönelik katliamlardır. Bu dönemde sürgünler de yaşanmıştır. Bazı kaynaklarda etnik temizlik olarak da nitelenir. Justin McCarthy, olaylardan etkilenenlerin çoğunun Türkçe konuştuğunu yazmaktadır.
   Vatikan’a SORUYORUM? ABD. babandan aldığın talimata ABD li bir tarihçinin gerçeklerini sordunmu?  Yine ABD li şerefli bir yazar tüm gerçekleri anlatmaktadır.
   JUSTİN A. Mc CARTHY KİMDİR
Justin A. McCarthy (d. 19 Ekim 1945), Louisville Üniversitesi'nde ABD'li tarih profesörüdür. Uzmanlık alanları arasında Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar ve Orta Doğu tarihi bulunmaktadır.
McCarthy, felsefe okuyarak başladığı meslek hayatında zamanla tarihe yönelmiş1967-1969 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi'nde de görev yapmıştır. Doktorasını 1978 yılında Kaliforniya Üniversitesi'nde (UCLA) tamamlamış, daha sonra Boğaziçi Üniversitesi tarafından da fahri doktora ünvanına layık görülmüştür. Ayrıca McCarthy Türkiye Çalışmaları Enstitüsü'nün (Institute of Turkish Studies) yönetim kurulunda ve sevilen sayılan kimliğe sahiptir.
Yazdığı kitaplarda, yüz binlerce Ermeni'nin ve en az bir o kadar Müslüman Türk'ün öldüğünü kabul etmekle beraber Ermeni soykırımı iddialarını reddeder. ABD'deki en büyük Ermeni kuruluşu olan Amerika Ermeni Komitesi ANCA ise McCarthy'nin Türk Hükümeti tarafından desteklendiği konusunda iddiaları vardır. Bu iddialar, McCarthy'i üzmüş ve "Bana göre bunların en kötüsü ise en nefret ettiğim şey olan politize olmuş milliyetçi bir bilim adamı olmakla suçlanmak olmuştur. Demektedir.
Justin McCarthy, 1821 - 1922 yılları arasında yaklaşık beş buçuk milyon müslümanın Avrupa'dan sürüldüğünü ve beş milyondan fazlasının öldürüldüğü ya da kaçarken hastalık veya açlık sonucu öldüğünü söyletmektedir. Etnik temizlik, 1820'li - 1830'lu yıllarda Sırp ve Yunanların bağımsızlığı kazanmalarının, 1877 - 1878 yıllarında 93n Harbi'in, 1912 - 1913 yıllarında Balkan savaşları'nın, I. Dünya Savaşı ve sonrası sırasında Ermeni isyanları ve çeteleri ile Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'nun Yunanistan tarafından işgali sonucunda meydana geldi. Michael Mann, 1914 Carnegie Endowment raporunda bu eylemlerin Avrupa'da daha önce görülmemiş muazzam ölçüde cani etnik temizlik olarak tanımlandığını aktarmaktadır. 20. yüzyıla girerken Balkanların Osmanlı kontrolündeki bölgelerde 4.4 milyon Müslümanın yaşamakta olduğu tahmin edilmektedir. Maria Todorova'ya göre, 19. yüzyılın son 30 yılında bir milyondan fazla Müslüman Balkanlar'ı terketti. 1912 - 1926 yılları arasında 2,9 milyona yakın Müslüman ya öldürüldü ya da Türkiye'ye göçe zorlandı. I. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da 2.5 milyondan fazla Müslümanın öldürüldüğünü ve bir çoğunu Ermenilerin öldürdüğünü nasıl inkar ediyorsunuz?
19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Ermeniler tarafından Kafkasya'da yapılan katliamlar da vardır. Bu dönemdeki kayıplar hakkında değişik kaynaklardan çeşitli bilgiler bulunur. 93 Harbi sırasında Justin Mc Carthy 260 bin kişinin kaybolduğunu belirtirken, Kemal Karpat 350 bin kişinin öldürüldüğünü savunmaktadır. 20. yüzyılın başı ve I. Dünya Savaşı döneminde de bölgedeki Müslüman - Türk karşıtı Ermeni hareketleri devam etmiş, köylere karşı saldırılar yapılmıştır. Onur Hüdavendigar'a göre bu dönemde 2.5 milyondan fazla Müslüman öldürüldü Ermeni katliam örgüteride katliama yardımcı oldu diye yazmaktadır. BUNLARI NASIL İNKAR EDEBİLDİNİZ
EY... UTANMAZ VATİKAN BUNLARI NEDEN SÖYLEYEMİYORSUN?

   “TRİPOLİÇE KATLİAMI”

Tripoliçe katliamında Tripoliçe'nin duvarına hürriyet bayrağını diken Panagiotis Kefalas, ölüler ve yıkılmış minarelerden bahsetmektedir.

  SORUYORUM?

“BUNLARI NASIL İNKAR EDİYORSUN EY... VATİKAN?

Tripoliçe katliamı, Yunan Bağımsızlık Savaşı'ndaki Tripoliçe kuşatması esnasında 23 Eylül 1821 günü şehrin düşmesi ile Türklerin ve Yahudilerin katledilme olaylarıdır. İngiliz asker ve tarihçi Thomas Gordon, katledilen sivillerin sayısını 8.000 olarak tahmin ederken, 8.000 de Osmanlı askerinin öldürüldüğünü belirtmektedir.  J. M. Wagstaff ise 10.000 - 15.000 sivilin katledildiğini yazmıştır. Yunan tarihi üzerinde uzman olan tarihçi ve yazar William St. Clair öldürülen sivillerin sayısının 15.000- 16.000  üzerinde olduğunu belirtmiştir. Katledilenlerin içinde çok sayıda kadın çocuk ve kaçamayan yaşlılar vardı Demekte.
İngiliz tarihçi Walter Alison Phillips Tripoliçe katliamı hakkında:
« Üç gün boyunca şehrin sakinleri, bir vahşi çetenin kötülüğüne ve keyfine bırakıldı. Yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmadı. Kadınlar ve çocuklar, öldürülmeden önce işkencelere tabî tutuldu. Katliam o kadar büyüktü ki, Kolokotronis kapıdan hisara kadar atının ayaklarının yere hiç dokunmadığını söyledi. Şehirdeki Yunan zaferinden sonra yol kenarları cesetler ile doldu. Kadınların ve çocukların bulunduğu Müslüman kitleler, yakınlardaki dağlarda sığır gibi doğrandı. Dünyanın en büyük vahşeti burda yaşandı. Diye yazmaktadır.
    SORUYORUM?
BUNLARA CEVAP VER EY.. PİYON VATİKAN”
Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında Yunan askerler tarafından bölgedeki Türkler ve Arnavutlara karşı katliamlar yapıldı, bu savaş sırasında her iki taraf da birbirini katletmiştir. Yunanistan'ın ilan edildiği bölgenin her yanında Türkler katledildi. Yunanlar denizlerde Türklerin gemilerine saldırıp içinde bulunanları katletti, Ağustos 1821 itibarı ile William Ogden Niles 3000 kişinin bu şekilde öldürüldüğünü belirtmektedir
Mora'da oturan Türk ve Arnavut nüfusu, özellikle Yunan askerlerin egemen olduğu bölgelerde katliamlara uğradı. Mora'daki Türk ve Arnavut toplulukları yok oldu. Tarihçiler, bu süreçte yarımadada genellikle bölgedeki papazların tavsiyesiyle toplamda 20 binden fazla Müslümanın öldürüldüğünü belirtmektedir; bazı tarihçiler ise bu sayıyı 15 bin olarak tahmin etmektedir; fakat sadece Tripoliçe Katliamı'nda 35 bin kişinin öldürüldüğüne ilişkin tahminler vardır. Rus askerleri ve Yunanlar, 1770'de Mistras kentinde 400 Türk'ü öldürmüştür. Türk çocuklar, minarelere çıkarılıp oradan aşağıya atılmışlardır. William Ogden Niles'ın bu isyanlar sırasında tuttuğu kayıtlara göre Patras kentinin Türk halkı da küçük bir azınlık dışında tamamen öldürüldü. Ağustos 1821'de Monemvasia kasabasının Türk sakinleri uzun süren kuşatma sonucu açlıkla karşı karşıya kaldı ve cesetleri yemeyi denediler, bu sırada Yunanlar kasabanın surlarının dışında denizde ele geçirilmiş olan altmış erkek ve kadını öldürdü. Daha sonra Yunanlar Türkleri Anadolu'ya götüreceklerini söyledi ve kapılar açıldı; fakat Yunanlar kasabayı yağmaladı ve pek çok Türkü öldürdü. Daha sonra kasabadan beş yüz kadar Türkü bir gemiye bindirip Anadolu açıklarında ıssız bir adaya bıraktılar, burada da açlıkla karşı karşıya kalan Türklerden hayatta kalanlar bir Fransız tüccar tarafından kurtarıldı. Diye yazmaktadır.
  “ ÖLDÜRÜLECEK HİÇ TÜRK KALMADI”
William St. Clair  "Mora'daki soykırım vahşetinden günlerce uyuyamadığını ve geceleri tir tir titrediğinden bahsediyor. Ancak öldürecek başka Türk kalmadığında  vahşet sona erdi" Diyordu.
   “NAVARİN KATLİAMI”
Yunanlar tarafından kuşatılan Navarin kentinin Türk halkı açlık çekiyordu. Sonunda, Türklerin güvenli bir şekilde Mısır'a gönderilmelerine karar verildi. 19 Ağustos 1821 günü kentin kapıları açılınca, Yunanlar Türklerin üzerine hücum etti ve kaçabilen 160 kişi dışında, yaklaşık 3000 nüfuslu kentin tüm halkı öldürüldü.
  SATILMIŞ VATİKAN’A “SORUYORUM?
    KATLEDİLENLER KİM? SOYKIRAN’LAR KİM?
  “TRİPOLİÇE KATLİAMI”  
Tripoliçe katliamı, Mora İsyanı sırasında bölgede Türklere karşı yapılan katliamların en büyüğüydü. Şehrin Yunanların eline geçmesinden birkaç gün sonra şehre gelen Britanyalı Thomas Gordon, 8000 ile 9000 kişinin öldürüldüğünü tahmin ettiğini yazmaktadır. Katliamdan sadece köle olarak alınan bazı kadınlar ve fidye için tutulan bazı tanınmış Türkler kurtulabildi.
Justin McCarthy ise katliamda ölenlerin sayısının 35,000 olduğunu belirtir Teodor Kolokotronis, katliamdan şu şekilde bahsediyor.
« Cuma gününden pazara kadar Yunan askerleri kadın, çocuk ve erkekleri katletti. Tripoliçe ve çevresinde toplam 32 bin kişi öldürüldü. [...] En sonunda, bir ulak geldi ve katliam durdu. » demekteydi.
  “ORTA YUNANİSTAN KATLİAMI”
Atina'da sadece 190'ı askerlik yapmaya uygun olan 1190 Türk güvende olacaklarına ilişkin verilen sözler nedeniyle teslim oldu. W. Alison Phillips'e göre, bunu bu korkunç savaşta pek çok benzeri olan korkunç bir sahne izledi. Agrinio kasabasında 500 Müslüman aile ve 200 Yahudi yaşamaktaydı. Şehrin önce Yahudi, sonra da Müslüman sakinleri katledildi.
“EGE ADALARI KATLİAMI “
Yunanistan'ın bağımsızlığını kazandığı dönemde Ege Adaları'nda da  günlerce Türk katliamı yapıldı ve hepTürkler öldürüldü. 1821 yılının mart ayında, Yunanlar tarafından Sakız Adası'na bir saldırı düzenlendi ve Türkler katledildi. Ege Adaları'nda Osmanlı'ya karşı isyan eden Yunanlar, bölgeden geçen Türk ticaret gemilerine ve Hac'dan gelen ve Haca gitmekte olan gemilere saldırıp mürettebat ile yolcuları öldürdü Theodoros Kolokotronis, Hydra adasında doksandan fazla Müslüman öldürüldüğünü belirtmektedi Hydra'da adanın Müslüman sakinlerine yapılan katliamın dışında bir gemideki tüm Müslümanlar da öldürüldü.  Cesetlerin bir kısmı denize atıldı, bir kısmına gaz dökerek yaktılar gemiyi ateşe verdiler diye yazmaktadır.
BULGARLARIN YAPTIĞI KATLİAMLAR
  “NİSAN İSYANI “
“BULGAR İSYANLARI ve KATLİAMI“
Nisan 1876'da patlak veren Bulgar İsyanının başlangıcında binlerce Türk öldürüldü. Bazı kaynaklar ölen Müslüman sayısını 2.700 olarak tahmin etmektedir. Stanford J. Shaw, Bulgaristan'da 4000 Hristiyan sivilin öldüğünü, ölen Müslüman sayısının ise 7.000 - 7.500 civarında  olduğunu yazmaktadır, Müslüman ve Hristiyan köyleri    arasında karşılıklı katliamlar olduğunu belirtmekte ve Müslüman köylerinin Ermeniler ve Bulgarlar tarafından ateşe verilerek insanların yakıldığından bahsetmektedir.
     SORUYORUM?
     EY.. VATİKAN GERÇEK CANİLER KİM?
  LORD KİNROSS  KİMDİR?
Atatürk hayranı ciddi bir tarihçidir. İngiliz asıllı olup gerçekçi ve tarafsız yazardır. Dünyada kariyeri olan insandır.
Lord Kinross'a göre, "Onlar vahşice Müslüman Türklerine saldırdı ve katletmeye başladılar." Dennis P. Hupchick'e göre, "Kötü silahlandırılan dağınık isyancılar, yeni yazılan yurtsever şarkılarını söylemekten ve çoğunluğu barışçı olan Müslüman komşularını kesmekten başka fazla bir şey yapmadılar." Stanford J. Shaw'a göre "İsyanlar yayıldı, yüzlerce Müslümana yönelik katliam başladı ve Balkan limanlarının yakınlarındaki Osmanlı'nın başlıca kalelerini ele geçirdiler."
BULGARLARIN YAPTIĞI DİĞER  KATLİAMLAR
93 Harbi sırasında da Bulgarların yaptığı katliamlar yaşandı (bkz. aşağıdaki başlığa). Osmanlı arşivlerine göre 1908 yılında Bulgar çeteler, Balkanlar'daki köyleri basıp bölgedeki Müslümanları katlediyorlardı. Kasım 1912'de günümüzde Makedonya'da bulunan Strumica kentinde Bulgarlar otuz kadar Müslümanı öldürdü. Yine 1912 yılının sonlarında Bulgarlar Makedonya'da Müslümanlara karşı bir ay süren bir katliam yaptı ve 5000 ila 5.500 kişiyi öldürdüler.
  “93 HARBİ “  KATLİAMI!
93 Harbi sırasındaki kayıplar hakkında farklı tahminler bulunmaktadır. Richard J. Crampton, 130.000-150.000 kişilik toplu göçünün yaşandığını ve bunun yaklaşık yarısının Berlin Kongresi ile cesaret alıp ara döneminde geri döndüğünü ifade etmektedir. Dennis Hupchik ve Justin McCarthy ise 260.000 kişinin kaybolduğu ve 500.000 kişinin mülteci olduğuna işaret etmektedir. Kemal Karpat ise 300.000 kişinin öldürüldüğü ve 1 - 1.5 milyon kişinin göçe zorlandığını ileri sürmektedir. Nedim İpek de buna konuda Karpat ile aynı rakamları vermektedir. Bir başka ABD kaynağı, savaş sırasında 400,000 Türkün katledildiği ve bir milyon Türkün göç etmek zorunda kaldığını belirtmektedir. Mustafa Mete İslamoğlu “Türk ve İslam alemine İhanetler” adlı eserinde köylerdeki sayılmayan cesetlerden bahsetmekte ve bu sayının çok daha fazla olduğunu yazmaktadır. Fransız komutan Romieu, Fransa Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, 1878 ve ilerleyen yıllarda, Ermeni çetelerinin Türklere karşı terörist faaliyetlerde bulunduklarını ve devamlı bu tür olayları yapacaklarını, nefret beslediklerini belirtmektedir.
    SORUYORUM?
   EY.. VATİKAN  “ALÇAK-SOYSUZ ve KATİL KİM?
Ocak 1878'de Rus kuvvetleri ve Bulgar gönüllüleri güneye indikçe, oradaki halka karşı zulümler yapmaya başladılar.
Dönemin Britanya raporları katliamlara ilişkin bilgi içermektedir. Bu raporlara göre İssova Bâlâ (Yukarı İssova) köyündeki 170 evden 96'sı ve okul yakılmıştır. Yukarı Sofular köyü halkının katledildiği, bundan önce ise köydeki 120 evden 13'ünün, okulun ve caminin yakıldığı belirtilmektedir Kozluca köyünde on sekiz Türk öldürülmüş ve cesetleri yakılmıştır. Kızanlık kasabasında da Müslümanlar öldürülmüştür. İngiliz raporlarına göre Kızanlık yakınlarındaki Muflis köyünde, Rus ve Bulgarlardan oluşan bir grup tarafından 127 kişi öldürülmek üzere kaçırıldı. 20'den fazla kişi kaçsa da kalanlar öldürüldü. Osmanlı kaynakları ise öldürülenlerin sayısını yaklaşık 400 olarak vermektedir. Şipka yakınlarındaki Keçidere köyünde de 11 kişi öldürüldü.
1878-1881 döneminde Osmanlıların Kafkaslarda kaybettiği topraklardan Rus kaynaklarına göre toplam 82 bin Müslüman Kars bölgesine göç etti.
Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'nda Balkanlar
Türkler Hıristiyanlardan, Bulgarlar Yunanlardan ve Türklerden, Yunanlar ve Türkler Bulgarlardan ve Arnavutlar Sırplardan kaçıyor.
—Carnegie Endowment raporu


Edirne'den gelen Türk göçmenleri

Balkanlar'da Sırplar tarafından Müslüman Arnavutlara yapılan katliamlara ilişkin The New York Times'ın haberi (31 Aralık 1912)
Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, Yunanlar ve Ermenilerin Türklere ve Müslümanlara karşı yaptıkları katliamlar, 1912 Carnegie Endowment raporunda ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Dennis Hupchick, Balkan savaşlarının sonucu yaklaşık 1.5 milyon Müslümanın öldüğünü ve 400 bininin mülteci olduğunu yazıyor..
Uluslararası raporlarına göre, Balkan savaşları sırasında Sırbistan ve Karadağ Ordusu tarafından Arnavutlara karşı katliamlar işlendi. Birinci Balkan Savaşı sırasında 1912 - 13 yıllarında Sırbistan ve Karadağ, Osmanlı kuvvetlerinin bugünkü Arnavutluk ve Kosova'dan kovulmasından sonra Arnavut nüfusuna karşı çok sayıda savaş suçu işlediler. Bunlar Avrupa, Amerika ve Sırp muharefet basınlarınca aktarıldı. Bu suçlar incelemek amacıyla Carnegie Uluslararası Barış Vakfı özel bir encümeni kurdu ve 1913 yılında Balkanlara gönderdi. Sırp kontrollü Kosova Vilayeti'ndeki kurban sayısının ilk birkaç ayda 25.000 kişi olduğu tahmin edildi.
Jusuf Hamza'ya göre Balkan Savaşları sırasında Makedonya ve Yunanistan Makedonyası'nda 300 binden fazla Türk öldürüldü. Bazı Türkler zorla Hristiyan yapıldı. Poroi'de 200 bin, Serez'de 10 bin ve Edirne'de 5000 Türk öldürüldü. Carnegie Endownment raporu, Serez'in Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinde kısa süre sonra Türk sakinlerinin öldürüldüğünü belirtmektedir. Justin McCarthy, Drama'ya Bulgarların girmesinin ardından yüzlerce Müslümanın öldürüldüğünü yazmakta ve Dedeağaç Bulgarların "Makedon Gönüllüleri" tarafından 12 Kasım 1912'de alındığında şehrin Müslüman semtleri yağmalandı, evleri ateşe verildi, çocuklar ve yaşlıların kafalarına ateş ettiler. Kadınların bir çoğu sokaklarda cansız yerlerde yatıyordu. bu olaylarda çok fazla Müslüman öldürüldü. Demektedir.
Danimarka'nın Riget gazetesi için haberler yazmakta olan Fritz Magnussen, Kumanovo - Üsküp bölgesinde 3000 Arnavutun Sırplar tarafından öldürüldüğünü, Arnavut köylerinin yakılıp evlerin sakinlerinin kovalanıp "fareler gibi" vurulduğunu bildirmekte, ve Sırp askerlerinin bundan gurur duyduklarını belirtmektedir.
Priştine'de şehrin Müslüman (çoğunluğu Arnavut) nüfusu şehrin kalesine beyaz bayrak çekip Sırpları kandırmak suretiyle pek çok Sırbı öldürmüştü. Bunun üzerine Sırp ordusu şehre girer girmez intikam almak amacıyla halka saldırdı ve Müslüman nüfusu avlamaya başladı. Şehirde Sırp hakimiyetinin ilk günlerinde öldürülen Arnavut sayısı 5000 olarak tahmin edilmektedir.
Ferizovik'te Arnavutların kesin direnişine karşın Sırplar şehri ele geçirdi. Sırpların şehri ele geçirmesinin ardından Sırp ordusunun komutanı halka evlerine gitmelerini ve silahlarını teslim etmelerini söyledi. Direnişten sonra hayatta kalanlar geri döndüğünde 300 ila 400 kişi katledildi. Bunu Ferizovik çevresindeki Müslüman köylerinin yıkımı takip etti.
I. Dünya Savaşı sırasında, Ekim 1914'te Doxato'daki Yunanlar bölgedeki Türklere karşı katliamlar yaptı, mallarını yağmaladı ve sahibi oldukları arazileri Yunanlara bıraktıklarına dair belgeler imzalattı. Vodina ve bölgesinde demir sopalarla 300 Türk öldürüldü. Yunan hakimiyetine giren Dedeağaç'ta Osmanlı kaynaklarına göre Rumlar "mezalim ve katliâm" yapmışlardır.
1912 ile 1922 yılları arasında, bölgedeki katliamlar yoğun bir şekilde devam etti. Carnegie Endowment raporuna göre, Türkler bölgedeki Hıristiyanlar, yani Sırplar, Yunanlar ve Bulgarlar tarafından, Arnavutlar ise Sırplar tarafından öldürüldü. Kosova'da bölgedeki Müslümanların sayısını azaltarak bölgeyi Sırplaştırma hareketleri vardı. Arnavutlara uygulanan katliamlar, 1941'e kadar devam etti.
1905-1920 yılları arasında Ermenilerin yaptığı katliamlar[

Hasankale'deki çatışmada yaralanan Türk mülteciler
Kafkasya'da Ermeniler tarafından Türkler ve Kürtlere katliamlar yapıldı. Justin McCarthy, bunun sebebinin Ermenilerin bir Ermenistan devleti sınırları içine dahil etmek istedikleri Vilâyat-ı Sitte'de nüfuslarının %19 (Ermeni kaynaklarına göre %39) gibi küçük bir oranda olması ve bu nüfusun oranını arttırmanın yolunun bölgedeki Müslüman sayısını azaltmaktan geçmesi olduğunu söylemekteydi.
      1905 ve 1906 yıllarında Müslümanlar ile Ermeniler arasında kanlı olayların yaşandığını belirtmektedir. 1914 yılında ise, Ermeni birliklerinin Türklere karşı faaliyetlerini başlattıklarını söylemektedir. 1915 yılında Van'ın Ermeni valisi olan Aram'a Rus bir komutan bölgedeki Kürtlerin öldürülmesini emreden bir emir gönderildi; fakat Aram emrin uygulanmayacağını belirtiyordu..
    “ERMENİLERİN KATLETTİĞİ ŞEHİT TÜRKLER ANITI”

Osmanlı arşivleri 1910-1922 yılları arasında 523,000 Türkün Ermeniler tarafından öldürüldüğünü belirtmektedir. Hüdavendigar Onur'a göre, 1914-1918 yılları arasındaki olaylarda, Ermeniler sebebiyle sayısı 2.5 ile 3 milyon arasında değişen Müslüman nüfus hayatını kaybetmiştir. Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan Rusya'nın Paris büyükelçiliğine gönderilen 14 Mayıs 1915 tarihli bir yazıda, Van İsyanı sırasında bölgede yaklaşık 6000 Müslümanın öldürüldüğü belirtilmektedir. Rus bir general, Ermeniler tarafından Müslümanlara karşı tecavüzlerin de gerçekleştirildiğini söylemiştir. 19 Ağustos 1915'te dönemin Avusturya büyükelçisi "Ermeniler tarafından Türklere karşı yapılan büyük ölçekte katliamlar"dan bahsetti; ama hem Türkler hem de Ermenilerin katliam yaptığını ve olayların kimin tarafından başlatılığının belli olmadığını belirtti.
1916 yılında bölgeye işgal etmekte olan Rus orduları, 16 Şubat günü Erzurum ve 11 Temmuz günü Erzincan'ı ele geçirdi. Türkler ise Erzincan'ı 13 Şubat 1918,] Erzurum'u 12 Mart 1918 tarihinde geri aldı
Rus Yarbay Tverdohlebof, 1917 yılı ilkbaharında Ermenilerin halkın elindeki silahları toplamak amacıyla halka zulmettiğini ve işkence yaptığını belirtmiştir. Daha sonra, Rus ordusu çekildikçe katliamlar artmaya başladı 1918'de Erzincan'da Ermeniler 800 Türk sivili öldürdü Ermeniler Erzurum'a çekilirken yoldaki Türk köylerindeki halkı öldürdüler Ilıca'da Ermenilerden kaçamayan Türkler öldürüldü. Tepeköy'ün tüm Müslümanları 17 Şubat 1918 tarihinde öldürüldü. Tepeköy'de öldürülen Türklerin cesetleri 2010'da Atatürk Üniversitesi'nin yaptığı kazılarda bulundu ve sayıları 150 olarak tespit edildi. 26 Şubat 1918 günü Tekederesi'nden çekilen Ermeniler yolları üzerine çıkan Müslümanları öldürdü, önlerine çıkan köylerdeki halkın hayvanlarını çaldı. 27 Şubat 1918 günü Ermeniler Erzurum'un Alaca köyünde Türkleri öldürdü. Erzurum'da Türk çarşıları Ermeniler tarafından yakılmaya başlandı. 26-27 Şubat 1918 gecesi Ermeniler Erzurum'da 3000 ila 8000 Müslümanı öldürdü Rus Yarbay Tverdohlebof, Şubat 1918 sonlarında Erzurum'a yakın köylerdeki Türklerin "ortadan kaybolduklarını" bildirmektedir Aralık 1918'de Uluhanlı, Kamerli ve Dereleyez halkı Ermenilerin zulmüne uğradı.[112][113][114] Mayıs 1918'de bölgeyi ele geçiren Osmanlı ordusu Ermenilerin 250 Müslüman köyünü yaktıklarını bildirdi.
1919 yılının temmuz ayında, İngiliz Yarbay Albert Rawlinson, İstanbul'daki İngiliz Genel Karargahı'na gönderdiği telgrafta, Ermenilerin Oltu'dan Bayezid hududuna kadar katliam yaptıklarını belirtmiştir. 16 Temmuz 1919 tarihli bir Osmanlı belgesi, Ermenilerin Şarur ve Nahçıvan bölgesinde Müslümanlara saldırıp öldürdüklerini, Şarur halkını Aras nehrine döktüklerini ve kırk beş köye saldırdıklarını bildirmektedir. Bu katliamlara karşılık 11. Kafkas Tümeni bölgeye sevk edilip 600 kişiden oluşan Ermeni çeteleri Osmanlılar tarafından mağlup edilmiştir. Ermeni Yarbay Melik Şahnazarov'un bir Ermeni tümeninde raporunda, 30 kadar Türk köyünü ele geçirip sakinlerini öldürdüğünü ve köyleri yağmaladığını, 29 diğer Türk köyüne de saldırmak için izin istediğini belirtmektedir. 1920 yılında, bir Ermeni subayı, yazdığı raporda Basar-Geçar'daki Türk nüfusunu ayırt etmeden öldürdüğünü bildirmektedir. 1920 yılının içerisinde, Kars'taki köylerde Türk ve Kürt nüfusu öldürülmüş, köyler yağmalanmıştır 4 Aralık 1920 tarihli bir Osmanlı belgesi, Ermenilerin Sarıkamış'a bağlı on üç köyde katliam yaptıklarını, bu kapsamda 1975 kişiyi öldürüp 276 hanenin tahrip edildiğini belirtmektedir. Ahmet Esat Uras, Ermenilerin "erkek, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan yaptıkları" katliamların Rus kayıtlarında yer aldığını belirtmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Ermeni nüfusu da bu katliam faaliyetlerini desteklemekteydi.
Bu dönemde Ermenilerin Türklere ait camileri ve diğer kamusal binalara zarar verdiğini belirten pek çok rapor da vardır.
Daha sonra, 1920 yılında imzalanan Gümrü Antlaşması ile Müslümanlara can ve mal güvenceleri verilmiştir.

Mart Olayları sonrası Bakü'nün Müslüman mahallesinden bir
30 Mart-3 Nisan 1918 tarihleri arasında yaşanan Mart Olayları veya Mart Katliamı'nda 3000 ila 12,000 Azeri ve diğer Müslüman etnik gruplara mensup kişi öldürüldü. Olaylarda Azerilerin evleri yakıldı, sokaklarda Azeri olduğu düşünülenler öldürüldü.
Mart 1920'de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Ermenilerin kontrolü altındaki bölgelerde 300 kadar Müslüman köyünün yakılıp sakinlerinin öldürüldüğünü tahmin edip olayları kınadı
1. DÜNYA SAVAŞI İNGİLİZ KATLİAMLARI “

Thayet Myo Türk Şehitliği halen O günleri anlatmaktadır. bunlarıd
  “TÜRK KURTULUŞ  SAVAŞI”

İzmir'de Yunan birlikleri ve Yunan birliklerinin geri çekilirken yaktığı bir Türk köylerinde sıhhiyeciler ölüleri ve yaralıları günlerce taşıdı. (Ağustos 1922). 14/15 Mayıs 1919 günü İzmir'in işgal edilmesinden sonra Yunan birlikleri şehrin Türk nüfusunun bir kısmını katletti. Bu katliam sırasında Rum çeteleri sokaklarda geziyorlardı. İtilaf Devletleri'nin kaynaklarına göre 15 Mayıs 1919 günü 300 ila 400 Türk öldürüldü Yunan ordusu Anadolu içlerine doğru ilerledikçe bölgede yaşayan Türkler katliamlar, tecavüzler ve yıkımla karşı karşıya kaldı Bir Britanyalı askeri yetkili olan Harold Armstrong Yunan ordusunun İzmir'den Anadolu içlerine doğru ilerlerken sivilleri katlederek, yakarak, yağmalayarak ve tecavüz ederek gittiğini bildirdi. Britanyalı tarihçi Arnold J. Toynbee, 15 Mayıs 1919 günü İzmir'in Yunanlar tarafından işgalinden sonra organize bir şekilde "vahşet"lerin yürütüldüğünü yazdı. Toynbee, Yunanların İzmit, Yalova ve Gemlik bölgelerinde yürüttüğü zulme tanıklık ettiğini ve söz konusun bölgelerde evlerin yağmalandığını ve yakıldığını belirtti. M Marjorie Housepian, Yunan işgali altındaki İzmir'de 4.000- 4.500 Müslümanın öldürüldüğünü yazmıştır.
Batı Anadolu'da yakılan kasabalar
Manisa'dan verilen haberlere göre Yunan ordusu sivilleri vurmuş ve öldürmüştür Çatalca ve Hadımköy'de Yunan birlikleri Müslümanlara zulmetmiştir 16-17 Haziran 1919'da Menemen'de Yunan askerleri bir katliam yapmış, katliamda Avrupa kaynaklarna göre en az 200 Türk ölmüş ve 200'den fazlası yaralanmıştır, bazı Türk kaynakları ise ölü sayısının 1000 civarında olduğunu tahmin etmiştir. İtilaf Devletleri'nden Komutan Hadkinson, Turgutlu, İzmir ve Nazilli'de Yunanların Türklere zulmettiğini belirtmiştir
Tetkik Heyeti Raporu'na göre Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Ayvalık çevresinde Rum çeteleri pek çok Türkü öldürdü ve soydu. Ayvalık'ın işgalinin ilk birkaç gününde Yunan ordusu bazı askerleri ve çetecileri iki köyü yakmaktan mahkûm etti.
Osmanlı kaynakları, Yunanların Akhisar ve Gördes'te Türkleri öldürüp kasabaları yaktıklarını bildirmiştir. Henry Ford, İzmir'den Konya'ya kadar olan bölgede Yunan askerlerinin Türk kadınlarına çok sık bir şekilde tecavüz ettiğini belirtmektedir Eskişehir ve Afyonkarahisar'da Yunan askerleri Türk halka şiddet uygulamıştır. Johannes Kolmodin, Yunan birliklerin çekilirken 250 köyü yaktıklarını ve 1922 İzmir Yangını'na yol açtıklarını belirtmektedir. Kolmodin, bazı yerlerde köylülerin camilere doldurulup yakıldığını bildirmektedir. 14 Şubat 1922 günü o dönem İzmir'e bağlı olan Karatepe ile yakınlardaki iki köyün halkını köylerdeki camilere doldurdu, daha sonra petrol kullanarak camileri yaktı ve kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan sivilleri öldürdü. Yunan ordusu Batı Anadolu'dan geri çekilirken yakıp yıkma taktiği uyguladı. Orta Doğu tarihçisi Nettleton Fisher konu hakkında, "Geri çekilen Yunan ordusu bir yakıp yıkma politikası benimsedi ve önüne gelen bütün savunmasız Türklere karşı vahşilikler uyguladı." yazdı İskoçyalı tarihçi Kinross Yunan geri çekilişini, " Zaten onun (Yunan ordusu) önünde bulunan çoğu kasaba harap içindeydi. Tarihi kutsal şehir Manisa'da 18 bin binadan sadece 500'ü ayakta kalabilmişti." sözleriyle tasvir etmiştir.
1929'da George Seldes, Yunanların Anadolu'da Türklere yaptığı katliamların Türklerin Yunanlara yaptığından çok daha büyük olduğunu belirtmiştir
Güneydoğu Anadolu bölgesinde Ermeni - Fransız işbirlikçileri Türklere yönelik öldürme, yaralama, gasp vb. olaylarında bulunmuştur. Ege Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi'nde de Yunan işgalini destekleyenler, öldürme, yaralama, tecavüz, gasp vb. gerçekleştirmiş ve yer yer katliamlar görülmüştür. Rum çeteleri, İstanbul'da da bazı zorlamalarda bulunmuştur. İtalyanların ise zorlamalarda vb. bulunduğuna dair güvenilir kaynak bulunamamıştır. Türklere yapılan zorlamalar bazen sistematik bir şekilde devam etmiştir
Kurtuluş Savaşı'nın son aşamasında, bilirkişilerin oluşturduğu Tetkik Heyeti, Aydın ve çevresinde incelemelerde bulunmuş ve rapor vermiştir. Bu rapor, "Tetkik Heyeti Raporu" olarak bilinmektedir.
     Alevler içinde kalan mahalleden kaçmaya çalışan kadın erkek, çocuk, Türklerin büyük bir kısmı mahalleyi şehrin kuzey kısmına bağlayan bütün yolları tutan Yunan askerleri tarafından sebepsiz olarak karınları deşilerek hamile, yaşlı genç öldürülmüşlerdir.

     Aydın Vilayeti’nin Yunan kuvvetleri tarafından işgali, mahsul ve mülk bakımından büyük maddi hasarlar yaratmıştır.
Dumlupınar Meydan Muharebesi neticesinde gerilemekte olan Yunan ordusu, 29 Ağustos'u 30'a bağlayan gece birçok cinayet işlenmiştir ve yağmalama olayı had safhaya çıkmıştır.[158] Mali olarak büyük zarara uğrayan Aydın'ın incir, pancar ve fasulye stokları yağmalanmıştır. Çıkan neticede, yaklaşık 1.2 milyon sterlinlik zarara uğramıştır.[158] Rum çeteleri, Ege Bölgesi'ndeki halktan yüzlerce sığır da çalmıştır. Yunan ordusu geri çekilirken Türklerin kullanabileceği hiçbir şey bırakmamak için özen göstermiştir. Demiryollarını ve köprüleri havaya uçurmuştur ve birçok köyü yakmıştır. Geri çekilirken Türk sivil halkına karşı yaptığı tecavüzler, kundaklamalar ve yağmacılık sonucunda bir milyon 300 bin üzerinde sivil Türk evsiz ve barksız kalmıştır.
Tepkiler, akademik araştırmalar ve anma
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nın Balkanlara gönderdiği encümen
Müslüman - Türk katliamları (veya belli dönemleri) hakkında Türkiye'de yazılmış olan makaleler ve kitaplar bulunmaktadır. Bunların içinde, arşiv belgelerini kullanarak katliamları aktaranlar vardır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri, "Ermeni Meselesi" adlı bir arşiv belgesi koleksiyonu yayımlamıştır, bunların içinde katliamlarla ilgili olan belgeler de vardır. İşgal kuvvetleri de bazı belgelerde katliamlara yer vermiştir Bunlar dışında, Justin McCarthy Ölüm ve Sürgün (orijinal adıyla Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922) kitabında katliamları konu almıştır. Katliamlar, bunun dışında bazı Türk olmayan kaynaklar tarafından işlenmektedir. Ermeni Devrimci Federasyonu'nun başkanlığını yapmış olan Ovanes Kaçaznuni Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok adlı raporunda, Rus general L.H. Bolhovitinov ise 11 Aralık 1915 Tarihli Resmi Ermeni Raporu'nda olaylardan bahsetmektedir. Türk Kurtuluş Savaşı'nın sonlarında Aydın ve çevresinde inceleme yapan bilirkişilerden oluşan bir heyetin yazdığı Tetkik Heyeti Raporu, katliamlar ve mezalime ilişkin bilgiler içermektedir. Yine Türk Kurtuluş Savaşı dönemindeki olaylar Osmanlı belgelerinde yer bulmuş ve bu olaylar İtilâf Devletleri'nin temsilcilerine Osmanlılar tarafından bildirilmeye çalışılmıştır. Bazı Türk ve Osmanlı kaynakları katliamları "soykırım" olarak tanımlamaktadır. William St. Clair de, Mora Yarımadası'nda Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanması sırasında gerçekleşen katliamlardan "soykırım" olarak bahseder. Fakat Vatikan’ın alçak baş papazı bunu bile bile Ermeni köpekliği yaparak inkar etmektedir.
Mark Levene, 1870'li yıllarda Victoria dönemi kamuoyunun, Hıristiyanlara yönelik katliam ve sürgünlerine daha çok dikkat edip Müslümanlara yönelik katliam ve sürgünlerine, eğer daha büyük ölçüde olsa bile fazla dikkat etmediğini ve hatta bazı çevrelerce tutulduğunu ileri sürmektedir. Levene, egemen güçlerin Berlin Kongresi'nde ulus-devletçilik desteklemekle Balkanlardaki ulus oluşturmanın birincil aracı olarak etnik temizliğini meşrulaştırdığını savunmaktadır.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, 1912 ve 1914 yılı raporlarında Balkanlar'daki katliamlardan ayrıntılı olarak bahsetmiştir. Mark Mazower, Sırpların yaptığı katliamların "soykırım değil de intikam amacıyla" yapıldığını söylemiştir. Norveçli bir askeri yetkili olan Henrik August Angel ise Sırpların batı dünyasında "şeytan" olarak tanıtılmasının "utanç verici bir adaletsizlik" olduğunu savunmuştur. Dimitrije Tucović, katliamlar üzerine şu şekilde yorum yapmıştır:
   HAİN BİR SIRP ANLATIYOR
BİZ SIRPLAR ;tüm bir ulusu kasıtlı bir şekilde öldürmeye çalıştık. O suç sırasında suçüstü yakalandık ve engellendik. Şimdi cezamızı çekmek zorundayız... Balkan Savaşları'nda Sırbistan topraklarının yanı sıra dış düşmanlarını da iki katına çıkardı. Demektedir.
Osmanlı döneminde büyük Müslüman kentlerinde katliamlara karşı kalabalık gösteriler düzenlenmekteydi. Dönemin Osmanlı halkı Yunanların Anadolu'yu işgal ederken yaptığı katliamları Müslüman nüfusunu yok etmeye yönelik bir girişim olarak görüyordu. İzmir'deki Osmanlıların Haklarının Korunması Komisyonu, 1919'da katliamları "bölgedeki büyük Müslüman çoğunluğu ani bir şekilde yok etmeye yönelik bir Yunan girişimi" olarak niteliyor suçluluktan sıyrılmaya çalışıyordu..
KATLİAMLARI BATI MEDYASI VERDİKÇE DÜNYA SEVİNİYORDU!.
Türkiye, Ermeni Kırımı'nın bir soykırım olmadığına ilişkin bir tez olarak Müslüman - Türk katliamlarını öne sürmektedir. Dost gibi görünen sinsi düşman fırıldak Barack Obama'nın Ermeni Kırımı'na ilişkin 24 Nisan 2011 tarihli konuşmasının ardından Amerika Türk Birliği Obama'nın Türklerin maruz kaldığı katliamlar ve etnik temizliği yoksaydığını söylüyordu. Türkiye’den buna ses çıkaran adam gibi adsam hiç olmadı.
Iğdır'daki Ermeniler Tarafından Katledilen Şehit Türkler Anıt ve Müzesi'ni ayda yaklaşık dört bin kişi ziyaret etmektedir. Anıt 43.5 metre yüksekliğinde olup içerisinde olaylarla ilgili kaynaklar bulunmaktadır. Bu kaynakları çok iyi ararştıranlar gerçeklere bizzat şahit olacaklardır. Burda anlatmaya çalıştığım bütün konular arşiv gerçeklerine dayanmaktadır. Bu anlatımda hayal gücü, yakıştırma vs, gibi hakikat olmayan hiç bir konu ve cümle yoktur. Anlatılanlar tarihin utanç yüzünün ta kendisidir. Tehcir Kanunu (resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu )27 Mayıs 1915’de savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce tedbir almak için çıkarılan kanun. Ermenilere uygulanmıştır.
“Tehcir Kanunu” olarak bilinen; fakat geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı “Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun” 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu geçici kanunun birinci maddesi; ordu, kolordu ve fırka komutanlarına, savaş sırasında Hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına ve huzurun korunmasına karşı çıkanlara, silâhlı saldırı veya direnişte bulunanlara karşı derhal askeri önlem alma, tecavüz ve direniş sırasında isyancıları yok etme yetkisi vermektedir. İkinci madde ise aynı komutanlara, casusluk ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy ve kasaba halkını, tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân ettirme yetkisi vermektedir. 10 Haziran’da çıkarılan bir kararname ile, nakledilen kişilerin mallarının nasıl tasarruf edileceği açıklandı. Bir başkan ile, biri idari diğeri de maliyeci olmak üzere iki üyeden oluşan Terkedilmiş Mallar Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonların amacı boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit ederek, ayrıntılı defterlerini tutmaktır. Bu defterlerden biri bölgesel kiliselerde korunacak, biri bölge yönetimine verilecek, biri de komisyonda kalacaktır. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık arttırma ile satılarak parası korunacaktır. Komisyon gönderilmeyen yerlerde, bildiri hükümlerini bölgelerdeki görevliler yerine getirecektir. Bu malların Ermeniler dönünceye kadar korunmasından hem komisyon, hem de bölge yöneticileri sorumlu olacaklardı. Ve öylede oldu. Mallarına asla zarar verilmedi.
  TEHCİR’ KANUNUNA TABİ OLANLAR1...
Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmadı.  Bu arada şunuda belirteyim, Hıristiyan mezhepleri, üç ana kola ayrılmaktadır. Bunlar; Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık olarak bilinirler. Kiliselerin farklılıkları tarihi, imani ve amelidir. Ekklesia, topluluk demektir. Klerkler, yani ruhbanlar veya din adamlarına ilkin presbyteri denildi, sonra episcopi. Kendilerini adayanlar anlamında diyakos rahipler ortaya çıktı. Kilise başkanına episkopos, piskopos denir.“VATİKAN’DAKİ PAPA” bütün piskoposların reisidir. Roma'nın idam biçimi olan ve İsa'nın insanlık adına kendini kurban ettiğine inanıldığı haç, kurtuluş simgesidir.
Hıristiyanlıkta ilk ayrılmalar monofizit-diofizit tartışmasındandır. İsa tek mi çift mi doğalıydı? İsa tanrıdır diyenler, İsa hem tanrı hem insandır diyenler. İlk ayrılan Nesturiliktir. Bana göre  kuyruk acılarının asırlık acısından Türk milleti suçlanmaktadır. Onların inanışında Teslis, üçleme demektir. Bir üç, üç birdir, üçün her biri uknumdur. (hipostaz-dayantı) Yani, Baba-Oğul-Kutsal Ruh. Bir cevherde üç kişilik. Olarak bilinir.
  VE... VATİKAN ‘IN HAZMEDEMEDİĞİ’DE BUDUR.
Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmadılar. Osmanlının bu olaydaki yaptırımı toplu Ermeni isyanlarını önlemekti. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmadı. Yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği’nden karşılandı. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep’teki 26.064 Ermeni nüfusa dokunulmadı ve göç ettirilenler içerisine dahil edilmedi.
  SORUYORUM?
   Sen bir din adamısın sayın; PAPA gerçekleri bilmeden dünya kamuoyunu Türk’e düşman etmekle NE KAZANDIN?   Türk’e  zaten dünya var olduğundan beri herkes düşman. Biz asırlardır düşmanlarımızla yaşamayı iyi sizler gibi soysuzlar sayesinde iyi öğrendik. Ama sizler çok korkaksınız.
UYGULAMA- EMİR  ve PLANLAR:
Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinde bulunan Ermenilerin, Musul’un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarında bulunan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna nakledildi. Ve çok rahat hayat yaşadılar. Asla zulüm görmediler. Hastalıktan ölenlere  soykırım yalanı uydurup dünya kamu oyunu kendilerine acındırma oyunları oynamaktadırlar. Bu sahtekarlığada “PAPA ÇIĞIRTKANLIK YAPMAKTADIR.
BU YAZIYA; PAPA TARAFINDAN MİLLETİM ADINA  CEVAP BEKLİYORUM “
Burda anlatılanlar SOYKIRIM YALANI’NI ORTAYA ÇIKARMAKTA ve SİNSİ BİR İHANETİ ORTAYA KOYMAKTADIR. TÜRK ALEMİNİN BUNLARI EZBERLEMESİ ve ASLA UNUTMAMASI GEREKİR...
FAKAT; “TÜRKİYE YÜREKLİ DÜRÜST YÖNETİM ve YÖNETİCİLERE MUHTAÇ HALDEDİR”
Milli ve Manevi duygularımı paylaşan asil  ve aziz Türk milletine Selam ve Dualarımla
16-Mayıs-2015    ALANYA